HOŞGELDİM


"HOŞ GELDİNİZ" ve umarım "HOŞ BULARAK" AYRILIRSINIZ... 😊

BU BLOGDAKİ HER ŞEY, KENDİMİZİ "BİRAZ DAHA İYİ HİSSETMEK" AMACIYLA PAYLAŞILIYOR...

KUR'AN'DAN, RUHUMUZA HUZUR VEREN AYETLER; UMUT VE YAŞAMA SEVİNCİ AŞILAYAN ŞİİRLER VE ŞARKILAR; ÖZENLE SEÇİLMİŞ FAYDALI ÖZLÜ SÖZLER VE ALINTILAR; İÇİMİZİ AÇAN HARİKA FOTOĞRAFLAR VE TABLOLAR; YOL GÖSTERİCİ HİKAYE VE MASALLAR; HUZUR VEREN SÖZSÜZ MÜZİKLER (DALGA, MARTI, YAĞMUR, KUŞ, DERE SES KAYITLARI VEYA MOTİVASYON MÜZİKLERİ); ŞİFA VEREN MÜZİKLER vs. vs.

MUTLAKA İÇLERİNDEN BİRİ VEYA BİRKAÇI SİZE DE HİTAP EDECEKTİR; ONLARI KENDİ İYİLİĞİNİZ İÇİN KULLANIN!

HUZURLU OLMAK İÇİN "KİŞİSEL ÇABA ve İSTEK" GEREKTİĞİNİ HEP HATIRLAYALIM ve KENDİ HUZURUMUZU İNŞA ETMEK İÇİN BİR AN EVVEL HAREKETE GEÇELİM İNŞALLAH...

HUZUR BULANLARDAN VE ŞÜKREDENLERDEN OLABİLMEMİZ ÜMİT VE DUASIYLA... 💖

"Huzuru ifade eden şiirlerden mısralar ya da kutsal metinlerden cümleler okumak, zihin yapınıza İYİLEŞTİRİCİ MERHEM etkisi yapar." Norman Vincent Peale


10 Ocak 2026 Cumartesi

SUÇ ONUN, PEKİ BEN NİYE ÜZÜLÜYORUM Kİ?! - PSİKOLOG İZZET GÜLLÜ - ZİHNİMİZİ DOĞRU KODLAYALIM

"Sen benim annem hakkında böyle düşünemezsin!"

YANLIŞ ALGILARIMIZI DÜZELTEREK RUHUMUZU RAHATLATIP İYİLEŞELİM



VİDEONUN METNİNİ AŞAĞIDA OKUYABİLİRSİNİZ:

("Sen hasta değilsin" ve "Olabilir" kitaplarının yazarı Psikolog İzzet Güllü'nün ders niteliğindeki "Doğru kodlanma eğitimi" videosunun tamamını Youtube'da, diğer videolarıyla birlikte bulabilirsiniz. Ama eğitici harika videoların özel olarak sınıflandırıldığı ve makalelerle desteklenen kendi web sayfasını özellikle tavsiye ederim: https://olabilir.org/ )

PSİKOLOG İZZET GÜLLÜ VİDEO METNI:

Aslında hemen hemen hepimiz bir şekilde kodlanıyoruz. Televizyonlar tarafından, gittiğimiz okullar tarafından, doğduğumuz aile tarafından, ikili ilişkiler içerisinde bulunduğumuz arkadaş gruplarımız, sosyal çevremiz tarafından sürekli bir kodlanma yaşantısına maruz kalıyoruz. 

Peki bizler ne yapabiliriz?

Hayat bizi gelişigüzel kodlarken biz de en azından onu dengeleyecek nitelikte BİLİNÇLİ bir kodlanma yaşantısına kendimizi tabi tutabiliriz. Yani bir anlamda kaçınılmaz olarak zehir alırken, zehir almayı büyük ölçüde önleyemezken, en azından panzehir alarak, bu zehrin etkisini belli oranda azaltabilir hatta belki de yok edebiliriz. Yani zehri önleyemiyorsak, hiç olmazsa panzehir almakta fayda var.

İnsan organizması kodlandığı yönde etkilenir, kodlandığı yönde tepki-davranış geliştirir, kodlandığı yönde tavır ve tutum sergiler. Biz nasıl kodlanıyorsak öyle psikoloji üretiriz. 

Örneğin bir küfrü, maruz kaldığımız bir küfür davranışını öyle kodlarsınız ki, maruz kaldığınız zaman cinayet işlersiniz. Yine aynı küfür hakaretini, küfre maruz kalma yaşantısını, beyninize çok daha farklı kodlarsanız gülüp geçersiniz. Siz yine aynı sizsinizdir,  maruz kaldığınız yaşantı yine aynı yaşantıdır ancak sonuç aynı değildir. Sonucu belirleyen olgu değil algıdır, yani nasıl kodlandığınız; o kodlanma yaşantısına bağlı olarak nasıl bir algı içine girdiğinizdir.

(Sema'dan SEMAya NOT: Videonun orijinalinde 5 önemli konuda "doğru kodlama teknikleri" veriliyor. Ben, "kısalttığım videoya" sadece bir konuyu aldım. Diğer dört konuyu özet olarak aşağıda bulabilirsiniz ve ayrıntılar için videonun tamamını Youtube'da izleyebilirsiniz.)

1) Hatalı zihinsel kodlanmalardan önemli bir tanesi şu:

Aslında başkasının hatası olduğu halde ve aslında hata yapan o başkasının etkilenmesi gerektiği halde, kişi kendisi etkileniyor... Hakikaten insanoğlu, üzerine vazife olmayan işlere karışma ve bu olaylardan etkilenme konusunda çok mahir. 

“Müdür bey bana selam vermedi, ben buna üzülüyorum” diyor. 

Selam vermesi gerektiği halde vermediyse bu onun hatası. Bu onun hatasıysa, HATANIN SAHİBİNİN ÜZÜLMESİ lazım. Bu hata benim hatam mı? Değil. Bu hata, onun hatası. Hatadan dolayı üzülmesi gereken biri varsa o. 

"Eee AMA BEN DE ÜZÜLÜYORUM." 

İşte bu, HATALI KODLANMA dolayısıyla oluyor.

“Şu bana selam vermedi, üzüldüm”, “Annem bana bunu yaptı üzüldüm” DİYE DİYE kendimizi kodladığımız için yani başkasının hatasından dolayı üzülmeyi normalmiş gibi zihnimize kodladığımız için; herkes böyle yapıyormuş, bu işin normali buymuş gibi kodlandığımızdan dolayı etkileniyoruz. Oysa burada yolun başında, kişi zihnine doğru kodlamaları yapsa, her şey değişecek.

Örneğin, bana selam vermeyen kim? Ali.

Selam vermemek doğru mu? Yanlış.

Bu yanlışı yapan kim? Ali.

Selam vermemek yanlış, tamam.

Peki, bu yanlışı yapan kim? Ali.

Üzülmesi gereken kim? Yanlışı yapan.

O halde üzülmesi gereken Ali, ben niye üzülüyorum?

Böyle bir kodlama yapsak, böyle düşüne düşüne zihnimizi bu yönde eğitsek, bu yönde bir kodlanma oluştursak, başkasının bize yaptıklarından dolayı şimdiki kadar müteessir olmayız.

“Ben ona iyilik yaptım, o bana yapmadı, üzüldüm.”

Şimdi bu normalmiş gibi herkes böyle söylediği için, zaman içinde kodlanıyoruz.

Oysa, iyiliği yapan kim? Benim.

İyilik yapınca mutlu oldum mu? Oldum.

Bitti! Ben alacağımı aldım. İyilik yaptım, mutlu oldum.

Şimdi mutlu olmadıysam bile, inancıma göre sevap aldım ve mutlu oldum. Belki de hem sevap altım hem mutlu oldum. Çünkü biri diğeriyle çelişen, biri varsa diğerini kenara iten bir durum değil. Yani hem sevap almışsındır hep mutlu olmuşsundur. Sen alacağını aldın.

“Ama benim bu yaptığım iyiliğe karşı o bana aynı iyiliği yapmadı.” 

İŞTE Orada haddi aşıyorsun. Orada üzerine vazife olmayan işe karışıyorsun. Sana ne! Sen iyilik yaptın; kendine yakışanı yaptın, seni mutlu eden davranışta bulundun, inancın gereği sevap da aldın, zaten sen 1’e 3 almışsın.

“Ama o benim bu iyiliğime karşı ….”

Ya, yapar-yapmaz o onun sorunu.

Yapmadıysa mutsuz olmuştur,  yapmadıysa sevap alamamıştır, yapmadıysa “kötü insan” olmuştur, -sen iyisin o kötü olmuştur- o da bak kendine düşeni aldı. Yani, senin iyiliğine karşılık vermemesi neticesinde, o da onun bedelini ödedi.  

Görüldüğü gibi; sen niye üzülüyorsun, onun üzülmesi lazım

Senin iyiliğine karşı onun da iyilik yapması gerekiyorsa ve o bu iyiliği, yapması gerektiği halde yapmıyorsa, iyilik yapması gerektiği halde yapmamak kötü bir şeyse, kötü bir şeye de üzülmek gerekiyorsa, o üzülmeli. Onun üzülmesi lazım. 

Bunu mantıken doğru buluyoruz ama niye üzülüyoruz o halde? Öyle kodlanmadığımız için… 

Bu yanlış kodlanmadan kurtulmak için artık doğru şekilde düşüneceğiz. 

Sürekli böyle doğru mesajlar ala ala, benim şimdi bir iki dakika içinde yaptığım bu anlatımı SÜREKLİ KENDİ KENDİMİZE yapa yapa, ikili konuşmalarımızda bu bakış açısını birbirimize işleye işleye, bunu belli bir tekrar sayısına ulaştıra ulaştıra, telkin etkisi oluşturup doğru bir kodlanmayı meydana getirirsek; inanın var ya, şu hayattaki stres kaynaklarının, sıkıntı faktörlerinin yarısını, daha yolun başında kenara itmiş oluruz. Birçok insan böylesi lüzumsuz konularla üzülüyor, yıpranıyor, hayal kırıklığı yaşıyor, iletişimini bozuyor; kaçıyor, kaçınıyor, uzak duruyor, küsüyor, kızıyor, kavga ediyor, vs. vs.

Dolayısıyla arkadaşlar, her şeyi doğru düşüneceğiz.  Bunun için de kendi kendimize soru soracağız. Sürekli… 

Ben şu an bunu algıladım, doğru mu algıladım?

Ben şu an şunu anladım, doğru mu anladım?

Çünkü o algılama ve anlama dediğimiz işlemden sonra, belki yaklaşıyorsun belki uzaklaşıyorsun, belki kavga ediyorsun, belki seviyorsun bağlanıyorsun, belki gidiyorsun ve bir daha hiç uğramıyorsun. Bu kadar önemli eylemler, algılama ve anlama dediğimiz zihinsel işleme bağlı olarak gerçekleşiyor. Yani bu kadar hayati bir sonuca namzet bir uygulama. O halde ALGILAMALARIMIZ, biraz daha sağlıklı olmak, sürekli kontrol edilmek, sürekli kendimize sorduğumuz sorularla elekten ve gözden geçirilmek durumunda... Bu kadar ayaküstü ve üstünkörü bir şekilde geçiştirilecek bir zihinsel işlem olmamalılar... Zihnimizi doğru bilgilerle kodlayalım ki algımız da doğru olsun.

Şimdi de orijinal videoda geçen diğer önemli kodlamalara kısa kısa yer verelim:

2) Birçok sıkıntımızın ve stresimizin önemli kaynaklardan bir tanesi de İKNA çabamızla ve ISRAR kültürümüzle alakalı.

Bu sebeple tartışıyoruz oysa İKNA ETMEK DİYE BİR ŞEY YOK! 

“Bu benim fikrim, o senin fikrin; saygı duyuyorum.” BİTTİ.

İşte bu şekilde doğru bir kodlanma oluşturmalıyız.

“Hayır öyle değil! Yok efendim yanlış anlıyorsun, bu böyle...”  

Bakın hep böyle alt etme, ikna etme, bir konuda habire ısrarcı olma çabası! 

Bu da ruhu yoran bir şey. Ruh yorulduğunda sorunlara, sıkıntılara yatkın hale geliyoruz çünkü direncimiz düşüyor. Bunlar, dolaylı yoldan sorunların oluşumuna ve beslenmesine zemin oluşturan şeyler. 

Tartışma; alt etmek, ikna etmek, değiştirmek için yapılmamalı. Sadece kendi fikrimizi, kendi düşüncemizi ifade etmek için yapılmalı. Sen öyle bakıyorsun, ben de böyle bakıyorum. Bitti, bu kadar. 

“Ama ortada kaldı mesele.” ORTADA KALMALI ZATEN! 

“Sen siyah olduğunu düşünüyorsun, ben de şu şu sebeplerle beyaz olduğunu düşünüyorum”  Bitti bu kadar. Gidelim, beraber çay içelim. Bu kadar. 

Siz ona fikrinizi sundunuz, o size farklı bir yaklaşım sundu, orada bitmeli. 

Bu anlayış aynı zamanda saygıyı da besleyen bir şey. Hem saygıyı besliyor, hem hoşgörüyü besliyor, hem kendini yırtmıyorsun, parçalamıyorsun, hırslanmıyorsun, kinlenmiyorsun, öfke katsayın artmıyor vs.

Mesela sakin sakin; “Evet sen dinimizde sünneti şöyle algılıyorsun, ben de böyle algılıyorum.” diyeceksin. Bitecek. 

“Hayır, sen peygamber düşmanısın da vs. vs.” 

Ne oldu? İki yıllık enerjini orada harcadın!

“Yok senin ailen şöyle; yok benim ailem-benim annem seninkinden daha iyi!” vs.

Bunun yerine; 

“Ben senin anneni hatalı görüyorum ama olabilir, insan hata yapabilir; sen de benim annemi hatalı görüyorsun, evet insan hata yapabilir” Bitti, bu kadar. 

“Hayır sen benim annem hakkında böyle düşünemezsin!”

Niye düşünemesin? Elbette düşünebilir.  

“Sen benim annem hakkında böyle düşünemezsin” diyerek nasıl da HADDİ AŞIYORUZ! Başkasının, hangi konuda nasıl düşüneceğine bile müdahale ediyoruz. 

“Senin nazarında, senin bakış açına göre, oradan bakılınca, sen benim annem hakkında şöyle düşünüyorsun. Ben de buradan bakınca benim annem hakkında öyle düşünmüyorum, böyle düşünüyorum.” Bitti. 

O da kendi düşüncesini ifade etti, engellenmedi,  baskılanmadı; bir kaba muameleyle direnç oluşturucu bir  yanlış muameleyle karşılık görmedi, sağlıklı bir şekilde kendini ifade etti; bastırmadı, biriktirmedi, basınç oluşturmadı. Sen de ifade ettin. Bitti. İletişim budur. 

Bu konuda da doğru kodlanmalar oluşturmaya çalışalım. 

Israr olmayacak, saygı duyacağız. Ve karşı tarafın ne dediğini mutlaka tanımlayacağız: 

“Evet, sen bu konuda böyle düşünüyorsun; annem hakkında bu kanaate sahipsin, annemin şu konularda kötü bir insan olduğuna inanıyorsun, saygı duyuyorum ama ben annemin iyi bir insan olduğunu düşünüyorum çünkü şu şu şu sebeplerden dolayı.” Bitti, bak. Bu kadar! 

“Hayır sen benim annem hakkında böyle düşünemezsin; yok benim annem seninkinden daha iyi; senin dayın geçen gün şunu demedi mi?” Falan, alakasız şeyler havada uçuşuyorBir elimiz geçmişe gidiyor, bir elimiz abartıyor, bir elimiz yakalamaya çalışıyor, falan! 

Bir yıllık enerjimiz de öyle gitti! 

Allah’ın verdiğiyle 70-80 sene yetecek olan ruhsal ve zihinsel enerjimiz, bu tarz hatalı kodlanmalar ve sebep olduğu psikolojiler dolayısıyla 25-30 yaşına geldiğimizde bitiyor.

Komşusuyla 30 sene 40 sene gayet güzel ilişkiler kuran nice insan, eşiyle 5-10 senede kanlı bıçaklı hale gelebiliyor. Komşusu ile 30 sene sağlıklı ilişki kuran bir insanın, normal şartlarda eşiyle de en az beş sene, on sene sağlıklı bir ilişki kurması beklenir. Demek yapabiliyor bu adam, potansiyeli olmasa komşusuyla da yapamaz, işyerinde müşterisiyle de yapamaz, amiriyle de memuruyla da yapamaz. Onlarla yapıyor; 30 senelik iş arkadaşıyla iyi, 20 senelik komşusuyla iyi, 15 yıllık çocukluk arkadaşıyla iyi ama eşiyle üç senede kanlı bıçaklı hale geliyor. 

Çünkü ısrar var, haddini aşma var, karşıdakinin düşüncesine müdahale etme var.

“Sen böyle düşünemezsin!”  Dünyada bu kadar aptalca bir yaklaşım olabilir mi? 

“Yani sen benim annem hakkında ya da benim hakkımda böyle düşünemezsin!” diyor. Emredersin, olur! 

Düşünür kardeşim! 

“Sen benim anneme vuramazsın" diyebilirsin. 

“Sen benim anneme çelme takamazsın" diyebilirsin ama 

“Benim annem hakkında böyle düşünemezsin” diyemezsin. Çünkü düşünebilir. 

“Sen benim annem hakkımda böyle düşünüyorsun şu şu sebepten dolayı; oradan bakınca böyle görünebilir ama ben buradan bakıyorum. Buradan bakınca ben de şu şu şu sebeplerden dolayı annem hakkında böyle düşünüyorum.” Bitti. 

Burada noktayı koysak hiçbir sıkıntı yok. Öyleyse zihnimize bu tür doğru kodlanmalar yapalım. 

3) Birçok sorun, özellikle ikili ilişkilerde, “yanlış yaptı” şeklindeki hatalı kodlanmadan kaynaklanıyor. “Eşim yanlış yaptı”, “Babam bana yanlış yaptı”, “Sen bana yanlış yaptın” vs

Bu kodlanmayı düzeltmenin çok basit bir tekniği var. Bir insan hakkında, yanlış yaptı” dediğimiz zaman noktayı koymayacağız; HEMEN akabinde, “İnsan yanlış yapabilir” diyeceğiz. 

"Evet, X kişi bana yanlış yaptı ama olabilir; insanlar yanlış yapabilir" dersek rahatlayacağız. Çünkü bu farklı kodlanmaya bağlı olarak da algılama, tepki, eğilim, yaklaşım, psikoloji ve duygudurum da daha farklı gelişecektir.

4) “Kötüyüm!" , "Moralim bozuk" , "Hastayım!”

Bu şekilde ifadelerle, bu şekilde telkinlerle oluşturduğumuz zehirli kodlanmanın panzehri de, bu kadar kesin yargılarda bulunmamak, her zaman için ihtiyatlı, yoruma açık, muğlak cümleler kurmaktır.

Bunun yerine "Kötü olduğumu düşünüyorum" demek, beyinde aynı kodlanmayı yapmaz. Söylediğimiz şeyden ne kadar eminiz? Aslında sadece tahminde bulunuyoruz. Sadece duygularımıza bakarak doğru bir sonuca varamayız çünkü çoğu zaman gerçeği yansıtmazlar.

"Ali hırsız" demekle, "Ali hırsız olabilir" demek aynı şey değildir. Kesin yargılar ve genellemeler kötü bir psikoloji oluşturur. 

En büyük hatamız; çabucak, alelacele, ayaküstü, kesin yargılarda bulunmamız ve çoğu zaman da genellememizdir. İki olay üst üste gelir, “Bütün olumsuzluklar beni buluyor” deriz. Bu gerçekçi bir söz değildir. Adil ve gerçekçi düşünmeliyiz. 

“Çok kötüyüm” diyoruz. Bu böyle alelade, üstünkörü bir şekilde, ayaküstü bir biçimde söylenecek, bu kadar rahat genellenebilecek bir durum değil çünkü kendinizle ilgili BİR TESPİTTE bulunuyorsunuz. Bu, komşunuz ya da iş ortağınız hakkında bir tespitte bulunmak kadar, hatta ondan çok daha önemli. Siz ortağınız hakkında bir çırpıda “Sen sahtekârsın” diye bir yargıda bulunabilir misiniz?! Kavga çıkar, o kadar önemli. Bu da böyle; “Çok kötüyüm” demekle “çok olmasa da orta düzeyde kötü olabileceğini” söylemek aynı değildir. Beynimizin bir olasılığa vereceği tepki ile kesin yargı bildiren bir cümleye vereceği tepki aynı olmaz.

Demek ki, ağız alışkanlığı ile dakka başı “Kötüyüm, moralim bozuk, canım sıkkın” demeyeceğiz. İhtiyatlı, şüpheci, kesin yargılarda bulunmaktan kaçınmacı bir yaklaşımla, kendimiz için doğru kodlanmalar oluşturacağız.

5) Diğer doğru kodlanma tekniği TAKINTILARIMIZLA ilgili.

Hepimizin bazı endişeleri var: 

"Eşim beni aldatır mı?" "Sınavı kazanacak mıyım?" "İlerde mutlu olabilir miyim?"

Bu şekilde tamamen masum sorgulamalar şeklinde başlayan, ancak bir müddet sonra birçok insanda birçok farklı sorunlarla adeta zihnini kıskaca alan, bu tarz sorularımız, sorgulamalarımız, cevap arayışlarımız var.

Hep böyle kaçınmacı, genellikle iki olasılıktan bir tanesine sığınmacı yani birisi olursa kötü, öteki olursa iyi, şeklinde kodlanma oluşturucu; son derece yanlış, katı, dar, esnek olmayan bir düşünce işleyişimiz var. Bu anlamda zihnimizi biraz esnetmek gerekiyor. Zihin esnediği zaman ruh da esner. 

Bunun için "İki uçlu muğlak cevap" tekniğini kullanıyoruz. 

"Zihnimizi esneterek ruhumuzu esnetme egzersizi” yani zihnimizi bütün olasılıklara hazırlamak, bütün olasılıklara karşı duyarsızlaştırmak, böylece birçok ihtimale karşı bağışıklama tekniği diyebiliriz.

“Ali bana yanlış yapar mı?” Aklımıza böyle bir düşünce geldi diyelim. 

“Ali bana yanlış yapar ya da yapmaz ilgilenmiyorum” diyeceğiz. 

Bakın, iki cümlelik bir ifade ama sonuçları itibariyle gerçekten sihirli bir yaklaşım şekli.

“İleride mutlu olabilir miyim?” “Olurum ya da olmam, şu anda bununla ilgilenmiyorum.”  

Bunu sadece takıntı denilen sorunumuz oluştuğunda değil, takıntı oluşumunu sağlayan, belki takıntıya giden yolu, daha yolun başında kapatacak bir metot olarak da günlük yaşamımızda hiçbir sorunumuz yokken de uygulayacağız. 

Böylece zihnimizi esneteceğiz. Zihnimizi HER OLASILIĞA karşı AÇIK HALE getireceğiz ve her olasılığa karşı zihnimizi DUYARSIZLAŞTIRARAK bağışıklayacağız. Bu şekilde zihin duyarsızlaşacak. İki olasılıktan birisine mahkûm olmadığını, iki olasılığa da açık olduğunu DUYA DUYA, işite işite, bunu göze ala ala duyarsızlaşacak. Böylelikle “Şu olur mu acaba, ya bu olursa” şeklindeki düşüncelerin tetiklediği birtakım sıkıntılardan kendimizi, hem yolun başında korumuş; şayet koruyamamış, bu sorunun  içinde isek de, o sorundan da kurtulmuş olacağız. Bu anlamda iki uçlu muğlak cevap tekniğini,  yaşamınızın, günlük rutinlerinizin ayrılmaz bir parçası haline getirin. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Sema'dan SEMAya DER Kİ: "Lütfen yorum yazmaya üşenmeyin; hepimizin moral ve motivasyona ihtiyacı var :) Ama paylaşımı hiç beğenmediyseniz, üşenmenizi anlayışla karşılayabilirim... Şaka şaka, her yoruma açığım; siz yeter ki yazın..." 😊 💖💖💖